Kaan, 25.02.1988 doğumlu. Hamilelik, süreci içinde tanısı konmamış olması, doğduktan 18 aylık olana kadar da Doktorların “Bir problem var ama tam olarak emin değiliz” demeleriyle çok da zor geçmedi. Ancak tahliller yapılmadan Türkiye’deki kendilerine “GENETİKÇİ” denen doktorlar, bu zorlu mücadelede ailelere moral vermek bir yana, sanki olacakmış gibi tüm olumsuzluklarla aileyi intihara bile sürükleyecek bir tutum sergilediler. Tanıdığım tüm Down Sendrom’lu çocuğa sahip ebeveynler, eğer şanslılarsa yurt dışına çıkınca moral bulup, huzura kavuşuyorlardı. Biz de O Şanslı ebeveynlerdendik. Kaan’ın tanısı Paris’te Prof.Dr.J.Lejeune tarafından “Trisomié 21 free” olarak kondu. Kaan 2 yaşında olduğunda, bir tanıdığımız vasıtasıyla İsviçre’de hayatını Down Sendrom’lulara adamış Alman Prof.’le karşılaşmış ve bizim hayatımız da değişmişti. Her 6 ayda 1 kez olmak üzere İsviçre’nin Vevey kasabasına giderek hücre terapisi yaptırdık. Yazarken kolay gibi görünse de işlem çor zordu. Kocaman iğnelerle belkemiğinden yapılan ilaçlar, çocuğu saç dibinden ayak tırnağına kadar terden sırılsıklam yapıyordu. Anne, babalara da çaresizlik içinde evlatlarını seyretmek, ancak yapılan bu tedavinin çok faydalı olduğu görerek bir o kadar da umutlanarak birkaç gün vücudun tepkisini kontrol ederek geçirmek kalıyordu. Kaan, ilk terapiden 2 hafta sonra 2 yaşında yürüdü. İstanbul’da eğitim aldırmak için başvurduğumuz uzman psikologdan aldığımız yanıt ise çok üzücüydü. Çaresiz kalmıştık. “İlk defa 2 yaşında bir Down öğrencim olacak. Bu yaş için herhangi bir hazırlığım yok” diyerek insanı, ne yapacağını bilmez bir halde duvara toslatmıştı. Ancak 1-2 hafta gibi bir sürede geri dönerek, programını hazırladığını ve bizi beklediğini söyleyince eğitim sürecimiz başlamış oldu. Kaan, her şeyi mükemmel bir şekilde alarak, öğretmenini hayretlere sürüklerken, bizleri de de mutlu ediyordu. Demek ki “Doktorlar” rın söyledikleri ve bildiklerini empoze ettikleri şeyler her Down Sendrom’luda aynı olmuyordu. Anaokulu döneminde diğer velilerle yaşanan sıkıntılar, çocuklarını anaç bir şekilde Kaan’dan saklamak istemeleri hepimizi karamsarlığa sürüklüyordu. Ancak, Mahalledeki ilkokulda, aynı çocuklarla okuyan Kaan’ı önce iteleyen veliler, orda, diğer veliler karşı savunuyorlar ve beslenme saatinde bile ona yardımcı oluyorlardı. Bu da, bir gün öğretmenimizin bizi arayıp Kaan için faydalı olabilecek bilgi ve donanıma sahip olamadığı için onu okuldan alıp özel bir merkeze yönlendirmemizi söylemesiyle sona erdi. SONRA çocugumuza yeterli eğitimi verebilecek okulların aranması ve bir türlü bulunamaması.
Tüm bunların üstüne Kaan 13 yaşında bir de Diabet Tıp 1’e yakalanıp, insülin iğnelerine başlayınca, bizim için durum daha da zorlaştı. Şimdi okul buluyor, iğne yapacak hemşire bulamıyorduk. Velhasıl zor ki ne zor…
Bu arada Kaan yaşıtları gibi olamasa da ilköğretim diploması alıp, bu arada tüm stajyer öğretmenlere aşık oldu, evlenme teklif etti. Kendi yaşıtları gibi araba kullanmak istedi, ancak onun bilmediği bir şey vardı. Kaan Türkiye’de yaşıyordu. Tüm bu zorluklarla bugün 26 yaşında, 2 yıldır tiyatro eğitimi alıyor, Üstelik başrol olmayan hiçbir rolü de istemiyor. ZİBEÇ ‘e devam ediyor ve okulundaki tüm kurslara katılıyor. El becerisi çok iyi. Basketbol’a seçildi, Sıkı bir Galatasaray hayranı iken, bazen de annesi yüzünden Beşiktaş lı olabiliyor. Bu arada da ancak “askere gittikten sonra evlenilebilir” diye(!) askerden çağıracaklar günü bekliyor(!) Sevgili, kalbi sevgi dolu oğlumuz.. Ama gerçek bir tane ki; hepimiz onu çok seviyoruz, iyi ki doğmuş, bizi, nerelere yönlendirdi. Belki kendisi okuyamadı ama Vakıf bünyesindeki bir sürü çocuğumuz başarılarıyla bizi mutlu etmeye devam ediyorlar.
KAAN ELLİALTIOĞLU: